Skip to Content

Dijital hizmet vergisi

Gamze Durgun - Sebahat Demirer

Türkiye’de vergi trendi geçtiğimiz iki yıl boyunca dijital ekonominin vergilendirilmesi yönünde ivme kazanmıştır. Elektronik ortamda verilen reklam hizmetlerinin vergilendirilmeye başlamasını müteakiben, şimdi de “dijital hizmet vergisi” 7 Aralık 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 7194 sayılı Kanun (“Kanun”) ile 1 Mart 2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere vergi gündemine girmiştir.

 

5 Şubat 2020 tarihinde bir taslak tebliğ Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (“Başkanlık”) internet sitesinde yayımlanmış ve Başkanlık tarafından kamuoyundan görüş, öneri ve eleştirileri toplanmaya başlanmıştır. Tebliğ taslağı (“Tebliğ”), Kanun’un nasıl uygulanacağına ilişkin usul ve esasların belirlenmesine yönelik hazırlanmıştır.

 

Kanun kapsamına hangi hizmetler girmektedir?

 

Türkiye’de sunulan aşağıdaki hizmetler Kanun kapsamına girmektedir.

 

•    Dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetleri (reklam kontrol ve performans ölçüm hizmetleri, kullanıcılarla ilgili veri iletimi ve yönetimi gibi hizmetler ile reklamın sunulmasına ilişkin teknik hizmetler dâhil);

•    Sesli, görsel veya dijital herhangi bir içeriğin (bilgisayar programları, uygulamalar, müzik, video, oyunlar, oyun içi uygulamalar ve benzerleri dâhil) dijital ortamda satışı ile bu içeriklerin dijital ortamda dinlenmesine, izlenmesine, oynanmasına veya elektronik cihazlara kaydedilmesine veya bu cihazlarda kullanılmasına yönelik dijital ortamda sunulan hizmetler;

•    Kullanıcıların birbirleriyle etkileşime geçebilecekleri dijital ortamların sağlanması ve işletilmesi hizmetleri (kullanıcılar arasında bir mal veya hizmetin satılmasına veya satılmasının kolaylaştırılmasına yönelik sunulan hizmetler dâhil).

•    Yukarıda sayılan hizmetlere yönelik dijital ortamda dijital hizmet sağlayıcıları tarafından verilen aracılık hizmetlerinden elde edilen hasılat

 

Görüldüğü üzere Kanun’un kapsamı oldukça geniştir. Dünya’da dijital hizmet vergisi uygulamalarına bakıldığında en geniş kapsamlı Kanun olduğu söylenebilecektir. Nitekim örneğin, Fransa tarafından kanunlaştırılmış olan düzenlemede sadece dijital ortamda kişilerin birbirleriyle iletişime geçebildikleri aracılık faaliyetlerine ilişkin hizmetler (dijital platformlar) ile reklam hizmetleri kapsam dahiline alınmıştır.

 

Tebliğ taslağında kapsama ilişkin daha detaylı açıklamalar yapılmış, örnekler üzerinden gidilmiş ve bazı hizmetler kapsam dışı bırakılmıştır.

 

Örneğin; sesli, görsel veya dijital herhangi bir içeriğin yalnızca CD, DVD, harici bellek gibi elektronik kayıt araçları vasıtasıyla ve fiziki teslim suretiyle dijital ortamda satışından elde edilen hasılat, yukarıda vergiye tabi olarak nitelendirilen içerikler kapsamında değerlendirilmemiştir. Bu durumda, bilgisayar programlarının yukarıda yer verilen araç gereçler vasıtasıyla fiziki teslim suretiyle dijital ortamda satışından elde edilecek hasılat dijital hizmet vergisine tabi olmayacaktır.

 

Uygulamaya pratik yönden baktığımızda, bilgisayar programı üreten şirketlerin büyük çoğunluğunun uzun yıllardır bu şekilde satış yapmadığını söylemek doğru olacaktır. Çünkü gelişen dünyada artık bu satışlar bulut (cloud) üzerinden kullanıcılara hızlıca ulaştırılabilmektedir.

 

Bu nedenle, aslında içeriklerin fiziki olarak teslimine olanak sağlayan durumların yanında, kendi ürettikleri bilgisayar programlarını bu yöntem (bulut üzerinden) ile ya da kendi web siteleri üzerinden satan şirketlerin kapsam dışına çıkarılmasının Kanun’un genel gerekçesi ve dijital hizmetlerin vergilendirilmesine ilişkin uluslararası anlayışa göre şekillenmesi değerlendirilmelidir.

 

Hizmetin Türkiye’de sunulması nasıl değerlendirilmektedir?

 

Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi ile konuya açıklık getirilmiştir. “Hizmetin Türkiye’de sunulması: Hizmetin Türkiye’de sunulmasını, hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını, hizmetin Türkiye’de bulunan kişilere yönelik gerçekleştirilmesini veya hizmetin Türkiye’de değerlendirilmesini (Değerlendirmeden maksat, hizmetin karşılığını teşkil eden ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yurt dışında yapılmışsa, Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır. Şu kadar ki, dijital ortamda sunulan reklam hizmetinin Türkiye’de bulunmayan kişilere yönelik gerçekleştirilmesi durumunda hizmet Türkiye’de değerlendirilmiş sayılmaz.)” ifade ettiği belirtilmiştir.

 

Verginin mükellefi kimlerdir?

 

Kanun’da yer aldığı haliyle “Dijital hizmet vergisinin mükellefi, dijital hizmet sağlayıcılarıdır. Bunların, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından tam mükellef olup olmaması, dar mükellefiyette söz konusu faaliyetleri Türkiye’de bulunan iş yeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla gerçekleştirip gerçekleştirmemesi dijital hizmet vergisi mükellefiyetine tesir etmez.

 

Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, iş yerinin, kanuni ve iş merkezlerinin bulunmaması hâlleri ile gerekli görülen diğer hâllerde Hazine ve Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanlar ile işleme ve ödemeye aracılık edenleri verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.

 

Görüldüğü üzere mükellef tanımı da kapsam gibi oldukça geniş tutulmuştur.

 

Verginin matrahı ve oranı nedir?

 

Kanun’un 5. maddesi uyarınca, “Dijital hizmet vergisinin matrahı, ilgili vergilendirme döneminde verginin konusuna giren hizmetler nedeniyle elde edilen hasılattır. “

 

Hasılatın yabancı para cinsinden elde edilmesi halinde, hasılatın elde edildiği tarihte geçerli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden Türk parasına çevrilmesi gerekecektir.

 

Kanun’un 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca dijital hizmet vergisi oranı %7,5 olarak uygulanacaktır.

 

Ancak, aynı maddenin 5. fıkrasında, “Cumhurbaşkanı, üçüncü fıkrada belirtilen oranı, hizmet türleri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte %1’e kadar indirmeye, iki katına kadar artırmaya yetkilidir.” ifadesi yer almaktadır.

 

Kanun’da ve Tebliğ taslağında da yer alan bu ifadeden, Kanun tarafından %7,5 oranında belirlenen dijital hizmet vergisi oranının Cumhurbaşkanı tarafından en fazla %15 olarak belirlenebileceği anlaşılmaktadır.

 

Peki, bu vergiden muaf olmak mümkün müdür?

 

Öncelikle hizmetlerin verildiği ilgili hesap döneminden (takvim yılı baz alınmaktadır) önceki hesap döneminde yukarıda yer verilen hizmetler kapsamına giren işlemler için, Türkiye’de elde edilen hasılatı 20 milyon Türk Lirası veya dünya genelinde elde edilen hasılatı 750 milyon Avro’dan veya muadili yabancı para karşılığı Türk lirasından az olanlar dijital hizmet vergisinden muaf olarak belirtilmiştir. Dar mükellef hizmet sağlayıcılar için bu durumun tevsiki bağımsız denetim raporları ile mümkün olacaktır. Türkiye mukimi şirketler ise kapsama giren hizmetler için vergiden muaf olduklarını, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından talep edilmesi halinde yazılı olarak bildirecekler ve gerekli görülür ise bağımsız denetim raporları ile durumu tevsik edeceklerdir.

 

İlgili muafiyet sınırının aşılması halinde, Kanun’da yer aldığı haliyle “Arka arkaya iki hesap dönemi boyunca birinci fıkradaki hadlerden herhangi birinin altında kalanların vergi muafiyeti, izleyen hesap döneminden itibaren tekrar başlar.”

 

Yani muafiyetin kaybedilmesi durumunda yeniden vergiden muaf olunabilmesi için takip eden iki yıl boyunca üst üste bahse konu hadlerin altında hasılat elde edilmelidir. İki yıllık sürenin uzunluğu dikkat çekmektedir.

 

Kanun ve Tebliğ taslağında yer alan hükümler çerçevesinde, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na atıf yapılmakta ve Bankacılık Kanunu’nun 4. maddesindeki hizmetlerin istisna kapsamına alındığı görülmektedir. Söz konusu istisnanın, yabancı bankalar ve yabancı finans kuruluşlarının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında sayılan hizmetleri Türkiye’de faaliyette olmadan dijital ortamda sunmaları durumunda da uygulanmasının adil olacağını söylemek mümkündür. Nitekim, ilgili hizmetler çevrim içi ve dijital bir ortamda kolaylıkla sağlanabilir niteliktedir.

 

AR-GE merkezlerinde oluşturulan ürünlere ve münhasıran bu ürünler üzerinden sunulan hizmetlere ilişkin istisnayı incelediğimizde, Tebliğ taslağında bu istisnaya ilişkin örnek olmadığı görülmektedir. Bu kapsamda, AR-GE merkezlerinden geliştirilerek yurtdışındaki kuruma satılan ya da devredilen ve kurum tarafından dijital oramda Türkiye’deki kişilere sunulan ürünlerin de aynı istisnaya tabi olup olmadığının netleştirilmesi faydalı olacaktır.

 

Sonuç

 

Tüm değerlendirmelerimiz sonrasında, Kanun ve Tebliğ taslağı ile bazı hususlar netleştirilirken bazı hususlar hala tartışmaya açık ve farklı yorumlamalara sebep olur vaziyettedir.

 

Bahse konu tartışmaların giderilip giderilmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecektir. Kanun’da belirtilen hadler (örneğin muafiyet hadleri) ve vergi oranı Cumhurbaşkanı tarafından yeniden belirlenebilecektir.

 

Bu durumda, mükelleflerin gelişmeleri yakından takip etmelerinin önem arz edeceği kanaatindeyiz.

 

 

Bu makalede yer alan açıklamalar, yazarının konu hakkındaki kişisel görüşünü yansıtmaktadır. Makaledeki bilgi ve açıklamalardan dolayı EY ve/veya Kuzey YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.’ye sorumluluk iddiasında bulunulamaz. Mevzuatın sık değiştirilen ve farklı anlayışlarla yorumlanabilen yapısı nedeniyle, herhangi bir konuda uygulama yapılmadan önce konunun uzmanlarından profesyonel yardım alınmasını tavsiye ederiz.